Ana içeriğe atla

Yapılan İç Beden Aramasının Kişinin Maddi ve Manevi Varlığını Koruma Hakkının İhlali

Yapılan İç Beden Aramasının Kişinin Maddi ve Manevi Varlığını Koruma Hakkının İhlali
Kolombiya vatandaşı olan kadın başvurucu; Türkiye’ye giriş yaptıktan sonra havaalanındaki tedirgin davranışlarından şüphelenilmesi üzerine kolluk görevlilerince polis merkezine götürülmüş ve yapılan kontrol esnasında üzerinde uyuşturucu madde bulunmuştur. Başvurucunun yargı sürecinde dile getirdiği iddiaya göre, polis merkezi tuvaletinde bir kadın kolluk görevlisi tarafından mahrem bölgesinde elle iç beden araması yapılmış ve bu aramada da yine uyuşturucu madde ele geçirilmiştir.
Başvurucunun üzerinde uyuşturucu madde bulunmasının ardından kolluk görevlilerince
Cumhuriyet savcısı telefonla aranarak talimatı alınmıştır. Savcının yazılı talimatı doğrultusunda başvurucu hastanede sağlık görevlilerince iç beden muayenesine tabi tutulmuş ve batınında yine uyuşturucu madde bulunduğu tespit edilmiştir. Uyuşturucu veya uyarıcı madde ithal etme suçundan yargılanan başvurucu hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş, temyiz edilen karar Yargıtay tarafından onanarak kesinleşmiştir.
İddialar
Başvurucu, kolluk görevlisi tarafından kanuna aykırı şekilde iç beden muayenesi yapılması nedeniyle maddi ve manevi varlığını koruma hakkının; hukuka aykırı elde edilen delile dayanılarak mahkûmiyet kararı verilmesi nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
Mahkemenin Değerlendirmesi
1. Kişinin Maddi ve Manevi Varlığını Koruma Hakkı Yönünden
Başvuru konusu olayda, kolluk görevlisince adli bir arama işlemi kapsamında hukuka aykırı şekilde iç beden muayenesi yapıldığı iddia edilmiştir. Anayasa Mahkemesi söz konusu arama eylemini, gerekli olan asgari ağırlık eşiğine ulaşmadığı için Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağı kapsamında değil, Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında güvence altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı çerçevesinde incelemiştir.
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 75. maddesinde, iç beden muayenesinin hakim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının emri ile ve ancak sağlık mensubu tarafından yapılabileceği belirtilmiştir. Söz konusu kanuni sınırlamalar anayasal hakka yapılan müdahalenin hukuka uygunluğunu sağlayan belli birtakım istisnaları düzenlediğinden bu kanuni sınırlamalara dayanmayan iç beden araması işlemi anayasal hakkın ihlali durumunu ortaya çıkarabilecektir.
Başvuru konusu olayda bu güvencelere uygun hareket edilmediği gibi kamu makamlarınca bu duruma dair tatmin edici bir açıklama da getirilmemiştir. Zira başvurucunun vücut boşluğunda uyuşturucu madde taşıdığı yönündeki haklı ve yoğun şüphe hâlinde dahi kolluk görevlilerince yapılması gereken, delillerin kaybolmasına engel olarak derhâl adli amir olan Cumhuriyet savcısını aramak ve alınacak talimat doğrultusunda hareket etmektir. Bu hâlde Cumhuriyet savcısına haber verilmeden ve savcının talimatı alınmadan iç beden muayenesi yetkisi olmayan kolluk görevlisince gerçekleştirilen eylemin kanuni bir dayanağı yoktur.
Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.
2. Adil Yargılanma Hakkı Yönünden
Başvurucu ele geçen uyuşturucu maddenin tamamına değil sadece kolluk görevlisi tarafından iç beden aramasıyla elde edilen kısmına itiraz etmektedir. Ancak tüm yargılama sürecinde, şikayete konu edilen uyuşturucu maddenin hukuka aykırı şekilde elde edilip edilmediğine ilişkin bir değerlendirme yapılmadığı görülmüştür.
Hukuka aykırı olarak elde edildiği anlaşılan uyuşturucu maddenin de hükme esas alınan deliller arasında olup olmadığı karar gerekçesinden tam olarak anlaşılamamaktadır. Bu nedenle söz konusu hukuka aykırı delilin mahkûmiyet kararına esas alındığı varsayımıyla bir değerlendirme yapılması gerekmektedir. Bu doğrultuda, başvurucunun hukuka aykırı şekilde elde edildiğini ileri sürdüğü uyuşturucu maddenin mahkûmiyet hükmünde tek veya belirleyici delil niteliğinde olup olmadığına ve bir bütün olarak yargılamanın hakkaniyetini zedeleyip zedelemediğine bakılmalıdır.
Mahkûmiyet hükmüne esas alınan birden fazla delil olduğu karar gerekçesinden anlaşılmaktadır. İtiraz konusu edilen miktarın yaklaşık üç buçuk katı uyuşturucu maddenin hukuka uygun şekilde elde edildiği hususunda ihtilaf bulunmamaktadır. Şu hâlde hukuka aykırı elde edilen delil tek olmadığı gibi belirleyici bir niteliğe de sahip değildir.
Başvurucu iddia ve itirazlarını gerek ilk derece mahkemesi gerekse Yargıtay nezdinde öne sürebilmiş, yargılama sırasında silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri gözetilmiştir. Derece mahkemesi başvurucunun iddialarını esastan incelemiş ve kararında yeterli gerekçeye de yer vermiştir. Bütün bu hususlar gözetildiğinde hukuka aykırı yolla elde edilen uyuşturucu maddenin mahkûmiyet kararına esas alındığı düşünülse dahi bir bütün olarak yargılamanın hakkaniyetini zedelemediği sonucuna ulaşılmıştır.
Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir.


Ceza avukatına ulaşmak soru sormak için: 0232 332 22 08



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Uyuşturucu Ticareti Suçu - İzmir Ağır Ceza Avukatı

Uyuşturucu Ticareti Suçu -  İzmir Ağır Ceza Avukatı Uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak imal, ithal veya ihraç eden kişi, yirmi yıldan otuz yıla kadar hapis ve yirmibin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak ülke içinde satan, satışa arz eden, başkalarına veren, sevk eden, nakleden, depolayan, satın alan, kabul eden, bulunduran kişi, on yıldan az olmamak üzere hapis ve yirmibin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Ancak, uyuşturucu veya uyarıcı madde verilen veya satılan kişinin çocuk olması hâlinde, veren veya satan kişiye verilecek hapis cezası on beş yıldan az olamaz. Uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin eroin, kokain, morfin, sentetik kannabinoid ve türevleri veya bazmorfin olması, veya okul, yurt, hastane, kışla veya ibadethane gibi tedavi, eğitim, askerî ve sosyal amaçla toplu bulunulan bina ve tesisler ile bunların varsa çevre duvarı, tel örgü vey...

İzmir Bilişim Avukatı

Bilişim Avukatı olarak Bilişim Hukuku Alanında Sunduğumuz Hizmetler; İzmir Bilişim avukatı olarak sanal dünya geliştikçe iş alanımız oldukça yayılmaktadır. Bilişim dünyası gerçek hayat etkinliklerinin önüne geçecek duruma gelmiştir. Bilişim hukuku kapsamında cezai ve tazminat haklarınızın korunması için avukatlık hizmeti sunmaktayız. İzmir Bilişim Avukatı olarak genel olarak: * İ nternet ortamında kişilik haklarının ihlali ve korunması (Manevi Tazminat Davaları), *İnternete erişimin engellenmesi, *Siber saldırılar, *Sosyal medya (Facebook, Twitter, Instagram) üzerinden kişilik haklarının ihlali, *Adli bilişim (Dijital delillerin elde edilmesi ve analizi), *İnternet aracılığıyla dolandırıcılık, *TCK m. 158 kapsamında nitelikli dolandırıcılık kapsamında bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlene suçlar, *E-Ticarette yaşanan hukuksuzluklar. *İnternet sitesi yönetiminden kaynaklı açılan ceza davalarının takibi hizmetlerini yapmakta...

İzmir Göçmen Kaçakçılığı Avukatı

Göçmen Kaçakçılığı Suçu Nedir? İzmir Ceza Avukatı Göçmen kaçakçılığı kısaca; kişi veya kişilerin yasadışı yollardan Türkiye’den başka bir ülkeye nakletmek veya Türkiye’ye sokmak suçudur. Bu suçun oluşması bakımından Göçmenlerin rızasının bulunması; suçun kamu düzenine karşı işlenen suç niteliğinde olması nedeniyle eylemi meşru kılmaz. Göçmen kaçakçılığı suçu TCK md.79 gereği; a) Bir yabancıyı ülkeye sokmak, b) Ülkede kalmasına imkan sağlamak, c) Türk vatandaşı veya yabancının yurt dışına çıkmasına imkan sağlamak hareketlerinden birinin yapılması halinde suç işlenmiş kabul edilir. Ancak kasten işlenebilen bir suçtur. Taksirli olarak işlenmesi mümkün değildir. Suçun, mağdurların; hayatı bakımından bir tehlike oluşturması, onur kırıcı bir muameleye maruz bırakılarak işlenmesi hâlinde, suçun nitelikli hali olacaktır ve verilecek ceza yarısından üçte ikisine kadar artırılacaktır. Suçun cezai yaptırımı ise üç yıldan sekiz yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adli para cezası ola...